Tarih 29 Mayıs 2010, 11:55. Yazan keyifliblog.
Etiket:
bitkisel şifa, doğal sağlık, doğal zayıflama, ishale ne iyi gelir, kalp sağlığı, mucizeiksirler, muz, sağlık, şifalı bitkiler, şifalı otlar
MUZUN FAYDALARI
Kalbe ve kas sistemine yararlıdır. Yorgunluğa ve ishale birebirdir. İçerdiği potasyumla, kalbin düzenli olarak çalımasına ve tansiyonun düzenli olmasını sağlar.
Tarih 29 Mayıs 2010, 11:32. Yazan keyifliblog.
Etiket:
bitkisel şifa, ceviz, doğal sağlık, doğal zayıflama, kanser, kanser tedavisi, mucizeiksirler, sağlık, şifalı bitkiler, şifalı otlar
Amerika Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma cevizin prostat kanserini önlediğini ortaya çıkardı. Cevizdeki omega-3 yağ asitleri kanser hücrelerinin oluşumunu geciktiriyor. Uzmanlar her gün bir kaç tane ceviz yenmesini öneriyor.
Cevizin bilinen diğer faydaları ise şunlardır.
Yaprakları ve kabuklarıyla hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir.
İshal ve dizanteriyi keser.
Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir.
Bitki bilimcilere göre bol miktarda A, B1, B2, C, E ve K vitaminleri ile Chinon Juglon adlı aktif madde içeren cevizin hem içi, hem ağacının kabukları hem de yaprakları pek çok sağlık sorununa iyi geliyor.
Her sabah kahvaltıda bir miktar ceviz içi yenmesinin zekayı geliştirdiğini belirten uzmanlar, yeşil ceviz meyvelerinin kabukları kaynatılarak içildiğinde erkeklerde cinsel gücü artırdığını belirtti.
Nasırlar üzerine konulan ceviz yağı zamanla bunların yok olmasını sağlar.
Ceviz yapraklarından yapılan çay iştah açar, mideyi kuvvetlendirir, boğaz hastalıklarına iyi gelir.
Bir miktar ceviz yaprağı banyo suyuna karıştırılırsa cilt hastalıklarına iyi gelir.
Ceviz yağı yüz lekelerinin üzerine sürülüp masaj yapılırsa lekeler yok olur.
Tarih 28 Mayıs 2010, 10:45. Yazan keyifliblog.
Etiket:
cilt, cinsel sağlık, cinsellik, doğal sağlık, kereviz, mucize sağlık, mucizeiksirler, mucizeiksirleri, sağlık, şifalı bitkiler
* Tarçın: Hormonları çalıştırır ve cinsel gücü artırır. Bir bardak suya bir kahve kaşığı atılıp çay gibi içilebilir. Sütlü tatlıların üstünde kullanmayabilirsiniz.
* Ay çekirdeği: Cinsel arzuyu artırıyor ama sivilce ve kilolarda da artışa neden oluyor. Birinden birini seçeceksiniz!
* Yulaf ezmesi: Özellikle kadınlarda cinsel isteksizliği giderir. Hormonları düzenler ve vücut direncini artırır. Her sabah sütlü yulaf ezmesinin içine isterseniz ceviz, fındık, antepfıstığı koyabilirsiniz. Bu kuvvetli öğünle gününüzü daha kolay geçirebilirsiniz.
* Üzerlik tohumu: C insel gücü artırır, hamileliği kolaylaştırır. Ezilmiş tohum günde 1-2 gr. bala karıştırılarak yenir veya doğrudan suyla içilebilir.
* Kırmızı ve yeşil acı biber, karabiber: Hep tatlılar bu etkiyi yapacak değil ya, inanamayacaksınız ama acı da cinsel isteği kamçılar...
* Sarmısak: Tüm hormonları çalıştırır. Çiğ olarak yenmesi tavsiye edilir.
* Roka: Yeşil sebzeler içinde bu anlamda en değerlisi rokadır. Yalnız balık yanında değil, salatalarda da kullanmalısınız.
* Zencefil: Tüm vücudu uyarır, bedenen ve ruhen güç kazandırır. Kurabiye ve tatlılarda da kullanılabilir.
* Kekik ve nane: Özellikle kadınlarda bütün kadınlık hormonlarının düzenli çalışmasını sağlar ve vücudu güçlendirir.
* Hardal, kimyon, kişniş: Bütün hormonları çalıştırır ve sinirleri de kuvvetlendirir.
* Vanilya: Hem bedeni, hem de sinirleri güçlendirir, cinsel gücü artırır. Tatlı ve keklerde bol bol kullanılabilir.
* Isırgan tohumu: İşte ufak bir mucize. Bir kilo bal ile 100 gr. ısırgan tohumunu karıştırın ve her gün bir kaşık yiyin. Bomba gibi hissedeceksiniz.
* Arı sütü, bal ve polen karışımı: Bu karışım hem hücrelerinizi yeniler, hem de yaşınız ilerlese de cinsel gücünüzü yerinde tutar.
* Kereviz: Karaciğeri ve kanı temizleyen çok etkili bir bitki.Kereviz, erkeklerde sperm miktarını artırıyor. Ayrıca içinde, insan terinde bulunan ve erkekleri daha çekici kılan seks kokusu üreten “androsteron” hormonu var.
NOT-1:
Kereviz tansiyonu yükseltir.
Tarih 18 Eylül 2009, 11:45. Yazan keyifliblog.
Etiket:
akne, beslenme, cilt bakımı, cilt sağlığı, doğal diyet, doğal sağlık, doğal tedavi, haber, kuru ciltler, limon, mucizeiksirler, sağlık, sağlık ve güzellik önerileri, sivilce, suna dumankaya, tedavi
- Yanaklarımdaki kılcal damarlar yüzeye çok yakın. Bu yüzdende çok
belirgin. Beni çok rahatsız eden ve herkesin dikkatini çeken bu
görüntüyü hafifletmem mümkün mü?
Tarih 18 Eylül 2009, 11:34. Yazan keyifliblog.
Etiket:
beslenme, bitki kürü, doğal beslenme, doğal sağlık, kanser, sağlık, sağlıklı yaşam, tedavi, şifalı bitkiler
“(Sizin
için) Tûr-i Sina’da yetişen bir ağaç yarattık ki, bu ağaç hem yağ ve
hem de ekmeğinize katık edecekleri verir”(Mu’minun, 20)
Egzoz
gazları, fabrika bacalarının kustuğu kanserojenler, içme sularımıza
karışan sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için
suya kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki
tehlikeli katkı maddelerine karşı elimizde iki silah var: EKMEĞİMİZ ve
ZEYTİNYAĞIMIZ
Doktor İlhami Güneral, bugün dünyanın en önemli
kanser ilacı olarak kabul edilen köpekbalığı kıkırdağının Küba'nın
ihracat kalemleri arasında ilk sırada yer alışını gülümseyerek
karşılıyor. Köpekbalığından çıkarılan squalene adlı madde sızma
zeytinyağında bol miktarda bulunuyor. Günde 100 cl. Zeytinyağı tüketimi
ile köpekbalığı kıkırdağından alınacak kadar squalene alınır...
Dr.
İlhami Güneral ile sürdürdüğümüz dizinin beşinci gününde ülkemizde de
bol miktarda bulunan, ancak ne yazık ki yeterince tüketmediğimiz
zeytinyağı birinci tartışma konumuzu oluşturuyor.
Bu konuşma
sırasında Dr. Güneral, Dr. Klinkhamer'in şu sözünü anımsamadan
edemiyor: 'Büyük ilaç firmaları, havucun ya da baklanın sağlık yönünden
değerini araştırmayı istemezler. Zira kendi ürünlerine büyük
yatırımları vardır. Para musluğu neredeyse, ilgi ve araştırma da o
tarafta. Böylece anlaşılıyor ki, konvansiyonel tıbbın kanser problemini
çözmesi olanaksızdır'
Köpekbalığı kıkırdağı yerine ZEYTİNYAĞI
Dr.
Güneral, zeytinyağının da ABD'de unutturulmak istendiğini anlatıyor.
Biz de bir süre önce İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan
'Tarihten Günümüze İzmir Mutfağı' adlı kitabımızda, zeytinyağının
Akdeniz'in bir mucizesi olduğunun altını çizdiğimizi söylüyoruz.
Gerçekten de, Akdeniz'de kalp krizleri ve kanser dünya ortalamalarının
çok altındaydı.
Konuşmamızda hem fikir olduk ki, egzoz gazları,
fabrika bacalarının kustuğu kanserojen- ler, içme sularımıza karışan
sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için suya
kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki tehlikeli
katkı maddelerine karşı elimizde iki silah vardı: Ekmeğimiz ve
zeytinyağımız... ikisine de çok iyi sahip çıkmalıydık.
Bir süredir
gazetelerde ilanlar çıkıyor, TV'lerde haberlerini izliyoruz.
Köpekbalığı kıkırdağı AIDS ve kansere iyi gelmektedir, hatta
önleyicidir. Doktor Güneral'e soruyoruz:
- Köpekbalığı kıkırdağı gerçekten önleyici mi?
-
Evet önleyicidir. Köpek balığı karaciğerinde bulunan Squalene maddesi
tümörlerin yok edilmesinde yapıtaşı niteliğindedir. Bu madde bazı
böceklerde ve karıncalarda da vardır. Squalene kanser tedavisinde
başarı ile kullanılmaktadır. En önemli üreticisi Küba'nın da önemli bir
zenginlik kaynağıdır. Ancak unutmayınız ki bu maddenin en çok bulunduğ
madde ise bizim sızma, geleneksel yöntemlerle çıkarılmış zeytinyağıdır.
Zeytinyağında yüzde 2 oranında Squalene bulunur. Günde en az 100 cl.
Zeytinyağı tüketen bir kişi gerektiği kadar Squalene almış olur.
Amerikan Tabipler Birliği'nin yayınladığı Archive of Internal Medicine
Dergisi'nin 12 Ocak 1998 sayısında çıkan bir makale hayati bilgiler
içeriyor. İsveç'teki Karolinska Enstitüsü'nden başta Dr. Alicya Wolk
olmak üzere 8 bilim adamının yıllar süren 61.471 kadın üzerinde
yaptıkları araştırma da şu çok önemli sonucu vermiştir: Zeytinyağı
kanser riskini yüzde 50'ye yakın azaltmaktadır. Buna mukabil soya,
mısır, ayçiçek yağları, hayvani yağlar ve margarinler kanser riskini
yüzde 69 yükseltmektedir. O nedenle buğday kadar önemli olan
zeytinyağının tüketiminin artmasına çalışmamız gerekiyor.
İki
yıl kadar önce Rusya'da bir grup hekimin kanserli hücreleri yüksek ateş
tedavisiyle öldürdüğü iddia edilmiş, ancak başta Türkiye'deki
'ortodoks' hekimler tarafından bu iddia kabul görmemişti.
Dr.
ilhami Güneral ile yaptığımız söyleşi de bu konuyu da gündeme getirdik.
Güneral bu yöntemin de doğru bir yöntem olduğu kanısında, ancak sadece
Ruslar'ın bildiği iddiasına katılmıyor. Bakın uzmanımız bu konuda neler
diyor:
-Bu iddialar doğru mudur?
-Kanser hücreleri 42 derecenin
üzerindeki ısıya dayanmaz ve ölür. Bu, ta Mısırlılar zamanından beri
bilinen ve tedavi maksadıyla uygulanan bir yöntemdir. Günümüzde bu
uygulamalar daha bilimsel yöntemlerle, lokal olarak iyi odaklanmış,
ultrason, mikro dalga ve radyo dalgalarıyla yapılır. Kanser kitlesi
42-44 C dereceye kadar ısıtılır ve böylece sağlıklı komşu dokulara
zarar vermeden tümör kitlesi tahrip edilir.
- Türkiye'de neden uygulanmıyor?
-
Bu kadar sade, böylesine etkili ve zararsız bir kanser tedavisi, ne
yazık ki, ülkemiz onkologları tarafından ya bilinmediğinden, ya da ilaç
firmalarına sadakatten kanser hastalarına ulaşamıyor. Yüksek ateş
şokunun kanseri tedavi etmesi yanında, koruyucu niteliğini de gösteren
çok parlak bir örnek verelim: Bundan 50 yıl kadar önce Orta İtalya'da
Pontine Bataklığı diye anılan ve adeta sıtma tarlası olan bir bölge
vardı. 500 kilometrekarelik bir bölgede hemen herkes sıtma geçirmekte
ve bu hastalığın sık sık nükseden yüksek ateş krizlerini yaşamaktaydı.
Fakat bu bölge yerlileri arasında hiçbir kanser olayı saptanmamıştı.
Görüldüğü gibi yüksek ateş kanseri önleyici bir etken…
1)
Gün boyu, susadıkça, evde yapılmış fazla koyu olmayan sebze çorbaları
ve taze sıkılmış sebze ve meyve suları içiniz. Bu vücudunuza gereken
vitamin, mineral ve enzimleri depolar ve ayrıca vücudu toksinlerden
temizler.
2)Ne içmede ne de pişirmede asla klorlu olabilecek su
kullanmayın. Özellikle pişirme sırasında klor yoğunluk
kazanabileceğinden daha da tehlikeli olabilir.
3) Gıdalarınızı
paslanmaz çelik ya da cam kaplarda pişirin. Az su kullanın. Düdüklü
tencere, mikro dalga fırını ve alüminyum kap kullanmayın.
4)Alkollü içki kullanmayın. Yoğun sigara dumanı olan yerlerden kaçın.
5) Rafine besinler ve muamele görmüş gıdaları kullanmayın. Yedikleriniz ne derecede doğal ve taze iseler o kadar yararlıdırlar.
6)Toksik maddelerle ilaçlanmış sebze ve meyveleri kullanmayın. Bahçeniz varsa bu ürünleri kendiniz yetiştirin.
7) Tuzu azaltın ve iyotlu tuz kullanın.
8) Patates, kuru fasulye, fındık, yeşil sebzeler gibi potasyum yönünden zengin gıdalar alın...
9) En az 8 saat uyuyun. Gündüz ara sıra dinlenin. Elinizden geldiğince hareketli olun.
10) Bitki çayları için, kekik, kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi,
11) Beyaz ekmek yerine, çavdar, yulaf, kepek ekmeği ve bulgur kullanın. Esmer pirinç de tavsiye edilir.
12) Sadece koyun sütünden yapıldığına inandığınız peynir ve yoğurtları yiyin.
13)
Taze meyve yerken, içerdiği şeker düzeyine göre elma, armut ve portakal
gibi iri meyveler günde 3-4 tane, çilek, vişne; kiraz ve ahududu gibi
meyveler 150/200 gram yenebilir.
14) Zeytinyağı kullanın.
15) Taze olarak beyaz etli derin su balıkları yiyin.
16) Kuzu eti ve ciğeri yiyin.
17) Kavrulmamış kayısı çekirdeği yiyin
18) Bol bol ısırgan otu yiyin... Tohumunu balla karıştın, kendisini börek ya da salata şeklinde yiyin.
19) Acı biber dışındaki baharatları kullanabilirsiniz.
20) Soğan ve sarımsağı da bol bol tüketin...
Tarih 18 Eylül 2009, 11:27. Yazan keyifliblog.
Etiket:
beslenme, cilt bakımı, cilt sağlığı, doğal diyet, doğal sağlık, doğal tedavi, haber, kuru ciltler, mucizeiksirler, sağlık, sağlık ve güzellik önerileri, susam yağı, tedavi, şifalı bitkiler
Kuru
ciltler, kirpik, kaş ve saçlar için rahatlıkla kullanılır. Şeker
hastalığında kullanılır. Yanıkları iyileştirici özelliği vardır. Her
türlü cilt için kullanılır.
Romatizma ve selüloit tedavisinde kullanılır.
Tarih 31 Temmuz 2009, 17:20. Yazan keyifliblog.
Etiket:
bitkisel kür, doğal sağlık, sağlık, uzun yaşama, şifalı bitkiler
Balıkesirli 82 yaşındaki Şerif dede, gençliğin sırrının doğal bitkilerde olduğunu söyledi. Sıcaktan bunalanlara ıhlamur içmelerini tavsiye eden seyyar aktar Şerif dede, "Ben uzun ve sağlıklı yaşamamı bitkilere borçluyum" dedi.
Her türlü sağlık sorununun bitki çayları ile düzelebileceğini söyleyen Şerif dede, kendisinin uzun ve sağlıklı yaşamasını bitkilere borçlu olduğunu söyledi.
Balıkesir'de Örücüler Caddesi üzerinde kaldırımda oturup kurduğu seyyar aktar tezgahında şifalı bitkiler satan Şerif dede, sepetindeki çeşitli bitkileri satarken, vatandaşları da hangi bitkinin hangi hastalığa iyi geldiği konusunda bilgilendiriyor. "Ben hala delikanlıyım" diyen 82 yaşındaki Şerif dede, bitkileri köylerden taze olarak topladığını, Balıkesir'de yetişmeyen bitkileri ise dışarıdan satın aldığını söyledi. Müşterilerinin çoğunluğunu tansiyon hastalarının oluşturduğunu, tansiyon rahatsızlığı olanların kendisinden, Yer Kekiği satın aldıklarını söyleyen Şerif dede, mide rahatsızlıkları için de kantaron otunun tercih edildiğini belirtti. Bunaltıcı yaz sıcaklarına karşı ıhlamuru öneren Şerif dede, ıhlamur çayının sıcaklardan kaynaklanan harareti kestiğini ve sağlığa da iyi geldiğini vurguladı.
ZABITA KORKUSU
Uzun ve sağlıklı yaşamasını bitkilere borçlu olduğunu tekrarlayan Şerif dede, kendisi ile görüşen kişinin gazeteci olduğunu öğrenince, "Yürü git oradan" diye tepki gösterdi. Sohbet ettiği gazetecilere belediye zabıtalarının sepetini alıp otlarına el koymalarından korktuğunu ifade eden Şerif dede kendine has şivesiyle, "Benim başıma belediyecileri mi toplayacaksınız, yürü git işine" deyip, sepetlerini toplayıp gözlerden kayboldu.
Tarih 27 Haziran 2008, 10:42. Yazan keyifliblog.
Etiket:
bitkisel tedavi, dert, deva, doktor, doğal tedavi, hasta, hastalık, kara hindiba, sağlık, tedavi, şifa, şifalı bitkiler
Kara Hindiba (Taraxacum officinale), Arslandişi ve Radika adlarıyla da tanınır. Nisan ve Mayısta tüm tarla kıyılarında, çayırlarda ve çimenlerde çiçeklenir. Her yıl bu çiçek halısını büyük bir zevkle izleriz. Bu tür, sarı çiçekli, çok yıllık, süt taşıyan küçük bitkilerdir. Yapraklar rozet halinde tabanda toplanmış olup, kenarları derin loblu ve dişlidir.Rozet yaprakları bazı kentlerimizde ilkbaharda sebze olarak satılmaktadır.Bitki çok ıslak yerleri sevmez. Yapraklar çiğnenmeden önce, kökler, ilkbaharda veya sonbaharda, çiçek sapları ise, çiçeklenme sırasında toplanır. Bitkinin tümü şifalıdır. Her ilkbaharda bitkinin tümü toplanarak ve haşlanmış patates ve haşlanmış yumurta ile karıştırılarak güzel bir yemek hazırlanabilir. (Referans1: M.Treben).
Yabani Hindiba (Cichorium intybus L.) 1 m'ye kadar yükselebilen çok yıllık otsu bir bitki olup, yaprakları parçalı ve tüylüdür. Çiçekleri açık mavi ve nadiren beyaz renklidir. Anadolu'da yaygın bir bitkidir. Özellikle boş tarlalarda ve yol kenarlarında yetişir. Inülin, uçucu yağ, acı maddeler ve glikozitler taşımaktadır. Kavrulmuş köklerinin toz elde edilmesiyle elde edilen ürün Avrupa'da kahve yerine kullanılmaktadır. Hindiba-i berri adıyla da bilinir (Referans2: T.Baytop). Hindiba'nın bir de sebze olarak kullanılan (Cichorium endivia L.-Compositae) türü vardır. Bu tür 50-100 cm boyunda, 1-2 yıllık, yaprakları parçalı ve tüysüz otsu bir bitkidir. Türkiye'de yabani olarak bulunmaz. Bahçe ve bostanlarda (İstanbul, Bursa) sebze olarak yetiştirilmektedir. İbn-i Sina bu bitkinin yapraklarının yıkanmadan ve soğuk su ile yapılan ekstrelerinin kullanılmasının gerektiğini savunan özel bir kitapçık hazırlamıştır. "Hindiba Risalesi" denilen bu kitapçıktan yazmalar İstanbul kütüphanelerinde bulunur. "Bostan Hindibası, , Frenk Salatası, ve Göynek adlarıyla da bilinir (Referans2: T.Baytop).
Kara Hindiba'nın en önemli iki özelliği, safra kesesi ve karaciğer hastalıklarında oldukça başarılı oluşudur. Karaciğeri en olumlu etkileyebilen bitkilerden biridir. Günde yenilen 5-6 çiçek sapının, kronik karaciğer iltihaplarında iyileşme sağlayabilir . Bu saplar şeker hastalığına da iyi gelebilir. Şeker hastaları bu saplardan günde 10 tane kadar, bitki çiçekli olduğu sürece yiyebilirler. Saplar çiçekleri ile birlikte yıkandıktan sonra çiçekler koparılır ve saplar yavaş yavaş çiğnenerek yenir. Bunlar acımsı, gevrek ve suludur ve kıvırcık salatanın tadını andırırlar. Sık sık hastalanan ve kendilerini kötü hisseden kişiler, 14 günlük bir hindiba çiçek sapı kürü uygulayabilirler. Bu kürün etkisi sizi şaşırtacaktır. Ama bu saplar daha başka hastalıklarda da yardımcı olurlar. Deri kaşıntılarını, egzamaları ve temriyeleri iyileştirebilirler. Mide sıvılarını düzene sokar ve mide de birikmiş maddeleri temizler. Taze çiçek sapları karaciğer ve safrakesesinin çalışmalarını düzenler. Hindiba, içerdiği mineral tuzların yanı sıra, metabolizma hastalıklarına karşı çok önemli maddeleri de içerir. Kan temizleyici etkisi sayesinde, romatizma ve gut hastalıklarında da yardımcı olabilir. Eğer taze çiçek sapı kürü 4 hafta sürdürülecek olursa, beze şişkinlikleri de yok olabilir. Sarılık ve dalak hastalıklarında da hindiba başarıyla kullanılabilir. Hindiba kökü, çiğ yenildiğinde veya kurutulup çay biçiminde kullanıldığında, kan temizleyici, sindirim kolaylaştırıcı, ter ve idrar söktürücü ve canlandırıcı etkilere sahiptir. Bu kökler kanı inceltir ve kanın koyu olması halinde başarıyla kullanılabilir. Eski bitki kitapları, hindiba yapraklarının ve köklerinin kaynatılarak, suyunun kozmetik olarak kullanıldığını yazıyorlar. Kadınlar gözlerini ve yüzlerini onunla yıkıyor ve böylece saf bir görünüm kazanabileceklerine inanıyorlardı. Bu bitki, kış dinlenmesine çekilen bitkilerden değildir ve yaprakları kar altında bile gelişir. Her yıl ilkbaharda, hindiba çiçeklerinden, çok lezzetli sağlığa yararlı bir pekmez yapılabilir (Referans1: M.Treben). Bu değerli bitki eskiden beri çok önemli bir yere sahip olmasına rağmen ne yazık ki, pek çok kişi tarafından tanınmaz ve zararlı bir ot olarak bilinir. ergenlik sivilceleri ısırgan otunun ve hindibanın kan temizleyici özelliklerini sayesinde iyileştirilebilirler. (Referans1: M.Treben)
Kullanım Biçimleri :
Çay hazırlamak: Yarım tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış kara hindiba kökü, bir su bardağı dolusu suya akşamdan eklenir, ertesi sabah kaynama derecesine kadar ısıtılır ve süzülür. Bu çay, kahvaltıdan yarım saat önceye ve yarım saat sonraya bölünerek, yudum yudum içilir.
Bitki salatası: Taze bitkinin köklerinden ve yapraklarından hazırlanır.
Çiçek sapları: Çiçekleriyle birlikte yıkanan kara hindiba sapları, çiçeklerinden ayrılarak, günde 5-10 tane yenebilir.
Hindiba Pekmezi : İki avuç dolusu kara hindiba çiçeği bir litre soğuk suya eklenir ve hafif ateşte kaynamaya bırakılır. Taşmak üzereyken ocaktan indirilir ve sabaha kadar bekletilir. Ertesi gün hepsi bir süzgece boşaltılır ve çiçekler iyice sıkılır. Bu suyun içine bir kilo şeker eritilir ve ince dilimler halinde yarım limon eklenir. ( limon suyu da sıkılabilir ). Daha fazla limon pekmezi ekşitebilir ! Tencere kapaksız olarak ocağa konur. Vitaminlerin yitirilmemesi için, ısının çok düşük olması gerekir. Fazla sıvı böylece, kaynamaya gerek kalmadan buharlaşır. Elde edilen kütle bir veya iki kere soğumaya bırakılarak, pekmezin en iyi kıyama gelmesi sağlanır. Uzun süre beklediğinde şekerlenmemesi için, yoğunluğunun fazla olmaması gerekir. Ama ince de olmamalıdır, yoksa bir süre sonra ekşimeye başlar. Kahvaltı ekmeğine sürülebilecek kıvamda, çok lezzetli ve ağdalı bir pekmez olmalıdır.
Tarih 27 Haziran 2008, 10:35. Yazan keyifliblog.
Etiket:
bitkisel tedavi, dert, deva, doktor, doğal tedavi, hasta, hastalık, kırlangıç otu, sağlık, tedavi, şifa, şifalı bitkiler
Kırlangıçotu (Chelidonium majus L.), temre otu olarak da bilinir. 30-80cm yüksekliğindeki bitki, mayıstan sonbahar ortalarına kadar çiçeklenir.
Yapraklarının uçları dişlidir ve meşe yapraklarını andırır. Gövdesinden ve saplarından portakal sarısı, koyu bir sıvı çıkar. Genellikle ormanların güney kıyılarında, duvarların ve çitlerin dibinde ve moloz yığınlarının üstünde yetişir. Yaz ne kadar sıcak ve ormanların güney kıyıları ne kadar kuru olursa olsun, bitkinin gövde ve saplarından portakal renkli koyu sıvı her zamanki incelikte elde edilebilir. Kışın her yer karla örtüldüğünde bile, eğer yetiştiği yere dikkat edilmişse, kırlangıç otu kar altında bulunabilir. Avrupa ve Kuzey Anadolu'da yetişir. Alkoloitler (kelidonin ve türevleri %0,31) taşımaktadır.
Bitki, kan temizleyici ve kan yaptırıcı etkiye sahiptir. Isırgan otu ve civanperçemi eşliğinde, lösemide kullanılabilir. (100' er gr ısırganotu, civanperçemi ve Kırlangıç otu karıştırılır ve ince kıyılmış karışımdan 1 tatlı kaşığı dolusu btki ortaboy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır (Kaynatılmaz). 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Öğün aralarında yavaş yavaş yudumlanarak günde 3 bardak içilir.) Akciğer hastalıklarında, İyice yıkanmış taze bitki mikserde sıkılarak özsuyu elde edilir ve iki misli ılık suyla karıştırılarak, gün boyunca yudumlanarak içilir. Kan ve karaciğer temizleyici özelliğinin yanı sıra, metabolizma üzerinde de çok olumlu etkilere sahiptir. Safrakesesi, böbrek ve karaciğer hastalıklarında başarıyla kullanılabilir. Şaraba yatırıldığında ( 30 g kırlangıç otu, kökü ile birlikte, 1-2 saat boyunca, yarım litre beyaz şaraba yatırılır ), sarılığı çok çabuk iyileştirebilir. Ağrılı basurlarda, idrar yaparkenki yanmalarda ve sancılarda önerilir. Bu durumlarda, bitki özsuyu ılık suyla veya bitki çayıyla karıştırılarak, günde 2-3 bardak yudumlanarak içilir. Taze bitkinin özsuyu, dıştan, kötü karakterli deri hastalıklarda, nasır, siğil ve iyileştirilemeyen temriyelerde kullanılır. Katarakt ve göz saydam tabakasındaki lekeler yavaş yavaş kaybolur. Bitki özsuyu, göz ağtabakası kanamasına ve çözülmesine karşı bile yardımcı olabilir. Bir bitki yaprağı alınır ve yıkandıktan sonra nemli parmakların arasında ezilir. Böylece elde edilen nemlilik, işaret parmağı ile gözpınarlarına sürülür. Doğrudan göze sürülmediği halde, bu etkili maddeyi göz hemen emer. Bu kullanma biçimi, katarakt, görme zayıflığı ve yorgun düşen sağlıklı gözler için de geçerlidir.
Kullanım Biçimleri :
Çay hazırlamak: Yarım tatlı kaşığı bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır. 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Aksi belirtilmedikçe günde 1-2 bardak çay yeterlidir. Kullanım süresi 2 haftadır.
Bitki özsuyu: Yapraklar,saplar ve çiçekler yıkanır ve kurumadan, ince kıyılarak mikserde sıkılır.
Bitki tentürü: Eczanelerden satın alınabilir (Almanya ve Avusturya )
Tarih 27 Haziran 2008, 09:52. Yazan keyifliblog.
Etiket:
dert, deva, doktor, doğal tedavi, hasta, hastalık, sağlık, tedavi, şifa, şifalı bitkiler
Şifalı bitkileri doğadan kendisi toplamak isteyen kişinin en azından, temel botanik bilgilerine sahip olması gerekir. Bu bilgilere sahip olup olmadığını kişinin kendisi de saptayabilir. Bunun için kendine şu soruları sormalıdır:
Aradığım bitkiyi doğada, hiçbir soru işaretine yer bırakmayacak kesinlikle bulabilir miyim?
Bazı bitkilerin zehirli ikizleri olduğunu biliyor muyum?
Zehirli oldukları için ölüm tehlikesine yol açabilecek bitkilerle kendimi tedavi etmeye kalkışmamam gerektiğini biliyor muyum?
Hangi ortamlardan bitki toplayabileceğime, hangi çayırların, tarlaların, orman kıyılarının çevre kirliliğinden etkilenip etkilenmediğine karar verebilir miyim?
Etkin maddelerin en yoğun olduğu zamanda toplayarak, bitkilerin şifalı gücünden en fazla yararı sağlayabilmek için, onları hangi mevsimde, ve günün hangi saatlerinde toplamam gerektiğini biliyor muyum?
Çay hazırlayabilmek için bitkinin hangi organının drog hazırlamaya elverişli olduğunu (çiçek, meyve, tohum, kök, kabuk veya bitkinin tümü) biliyor muyum?
Şifalı bitkileri toplama sırasında genel olarak özen gösterilmesi gereken konuların başında, doğayı koruma kavramı yer almalıdır. Bitkileri planlı bir biçimde toplayınız. Rastladığınız bir bitki kümesinin tümünü toplamayınız ki, bir sonraki mevsimde orada aynı bitkileri yine bulabilesiniz. Çiçeklerini, yapraklarını veya meyvelerini topladığınız ağaçları veya çalı türü bodur bitkileri hırpalamayınız, dallarını kırmayınız. Çayırlara, çimenliklere, çiğneyip ezmeden dikkatle giriniz. İhtiyacınızdan fazla bitkiyi toplamamaya özen gösteriniz. Drog olarak köklerinden yararlanılan bitkilerin soylarının tükenmesine olumsuz katkıda bulunabileceğinizi hiçbir zaman unutmayınız.
Şifalı bitkileri kendisi toplamak isteyen kişi, bilgisizlik veya yanlışlıkla zehirli bitki kullanarak büyük bir sorumluluk altına girebileceğinin bilincinde olmalıdır. Bitki toplamaya yardım eden çocukların sürekli kontrol altında tutulmaları gerekir. Kesin olarak teşhis edemediğiniz bitkileri toplamayınız. Onları, eğer rastlayabilirseniz, güvenebileceğiniz bir şifalı bitki satıcısından, belki de kullanıma çok daha elverişli durumda satın alabilirsiniz!
Şifalı bitkileri toplayabilmek için, onları tanımak gerekir. Eğer onları tanıyorsanız, dikkat etmeniz gereken konular, doğru zamanda, uygun yerde ve gerektiği biçimde toplamaya özen göstermektir. Kazanılmış deneyimlere göre, en başarılı tedavileri, yeni toplanmış taze bitkiler sağlar. Taze bitkiler Şubat sonundan başlayarak Kasım sonuna kadar toplanabilir. Kış için kurutulmuş bitkilerden, pek büyük olmayan bir stok hazırlamak yeterlidir. Bunun için onları en etkili oldukları zamanda toplamaya özen göstermelisiniz.
Çiçeklerde en etkili zaman, çiçeklenme başlangıcında
Yapraklarda en etkili zaman, çiçeklenmeden önce ve çiçeklenme zamanında
Köklerde en etkili zaman, ilkbahar başlangıcında ve sonbaharda
Meyvelerde en etkili zaman, olgunluk zamanıdır.
Elbette, şu özelliklere de özenle dikkat etmek gerekir: Yalnızca sağlıklı, temiz ve haşaratsız (larvasız, kurtsuz ve böceksiz) bitkiler toplanmalıdır. Güneşli günlerde bitkiler sabah erken saatte toplanmalıdır.
Toplama Yapılamayacak Yerler:
Kimyasal gübre kullanılmış veya ilaçlama yapılan bahçeler, tarlalar, çayırlar
Kirli ve mikroplu suların kıyıları, tren yolları, karayolları ve endüstri alanları civarları