Tarih 18 Eylül 2009, 11:34. Yazan keyifliblog.
Etiket:
beslenme, bitki kürü, doğal beslenme, doğal sağlık, kanser, sağlık, sağlıklı yaşam, tedavi, şifalı bitkiler
“(Sizin
için) Tûr-i Sina’da yetişen bir ağaç yarattık ki, bu ağaç hem yağ ve
hem de ekmeğinize katık edecekleri verir”(Mu’minun, 20)
Egzoz
gazları, fabrika bacalarının kustuğu kanserojenler, içme sularımıza
karışan sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için
suya kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki
tehlikeli katkı maddelerine karşı elimizde iki silah var: EKMEĞİMİZ ve
ZEYTİNYAĞIMIZ
Doktor İlhami Güneral, bugün dünyanın en önemli
kanser ilacı olarak kabul edilen köpekbalığı kıkırdağının Küba'nın
ihracat kalemleri arasında ilk sırada yer alışını gülümseyerek
karşılıyor. Köpekbalığından çıkarılan squalene adlı madde sızma
zeytinyağında bol miktarda bulunuyor. Günde 100 cl. Zeytinyağı tüketimi
ile köpekbalığı kıkırdağından alınacak kadar squalene alınır...
Dr.
İlhami Güneral ile sürdürdüğümüz dizinin beşinci gününde ülkemizde de
bol miktarda bulunan, ancak ne yazık ki yeterince tüketmediğimiz
zeytinyağı birinci tartışma konumuzu oluşturuyor.
Bu konuşma
sırasında Dr. Güneral, Dr. Klinkhamer'in şu sözünü anımsamadan
edemiyor: 'Büyük ilaç firmaları, havucun ya da baklanın sağlık yönünden
değerini araştırmayı istemezler. Zira kendi ürünlerine büyük
yatırımları vardır. Para musluğu neredeyse, ilgi ve araştırma da o
tarafta. Böylece anlaşılıyor ki, konvansiyonel tıbbın kanser problemini
çözmesi olanaksızdır'
Köpekbalığı kıkırdağı yerine ZEYTİNYAĞI
Dr.
Güneral, zeytinyağının da ABD'de unutturulmak istendiğini anlatıyor.
Biz de bir süre önce İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan
'Tarihten Günümüze İzmir Mutfağı' adlı kitabımızda, zeytinyağının
Akdeniz'in bir mucizesi olduğunun altını çizdiğimizi söylüyoruz.
Gerçekten de, Akdeniz'de kalp krizleri ve kanser dünya ortalamalarının
çok altındaydı.
Konuşmamızda hem fikir olduk ki, egzoz gazları,
fabrika bacalarının kustuğu kanserojen- ler, içme sularımıza karışan
sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için suya
kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki tehlikeli
katkı maddelerine karşı elimizde iki silah vardı: Ekmeğimiz ve
zeytinyağımız... ikisine de çok iyi sahip çıkmalıydık.
Bir süredir
gazetelerde ilanlar çıkıyor, TV'lerde haberlerini izliyoruz.
Köpekbalığı kıkırdağı AIDS ve kansere iyi gelmektedir, hatta
önleyicidir. Doktor Güneral'e soruyoruz:
- Köpekbalığı kıkırdağı gerçekten önleyici mi?
-
Evet önleyicidir. Köpek balığı karaciğerinde bulunan Squalene maddesi
tümörlerin yok edilmesinde yapıtaşı niteliğindedir. Bu madde bazı
böceklerde ve karıncalarda da vardır. Squalene kanser tedavisinde
başarı ile kullanılmaktadır. En önemli üreticisi Küba'nın da önemli bir
zenginlik kaynağıdır. Ancak unutmayınız ki bu maddenin en çok bulunduğ
madde ise bizim sızma, geleneksel yöntemlerle çıkarılmış zeytinyağıdır.
Zeytinyağında yüzde 2 oranında Squalene bulunur. Günde en az 100 cl.
Zeytinyağı tüketen bir kişi gerektiği kadar Squalene almış olur.
Amerikan Tabipler Birliği'nin yayınladığı Archive of Internal Medicine
Dergisi'nin 12 Ocak 1998 sayısında çıkan bir makale hayati bilgiler
içeriyor. İsveç'teki Karolinska Enstitüsü'nden başta Dr. Alicya Wolk
olmak üzere 8 bilim adamının yıllar süren 61.471 kadın üzerinde
yaptıkları araştırma da şu çok önemli sonucu vermiştir: Zeytinyağı
kanser riskini yüzde 50'ye yakın azaltmaktadır. Buna mukabil soya,
mısır, ayçiçek yağları, hayvani yağlar ve margarinler kanser riskini
yüzde 69 yükseltmektedir. O nedenle buğday kadar önemli olan
zeytinyağının tüketiminin artmasına çalışmamız gerekiyor.
İki
yıl kadar önce Rusya'da bir grup hekimin kanserli hücreleri yüksek ateş
tedavisiyle öldürdüğü iddia edilmiş, ancak başta Türkiye'deki
'ortodoks' hekimler tarafından bu iddia kabul görmemişti.
Dr.
ilhami Güneral ile yaptığımız söyleşi de bu konuyu da gündeme getirdik.
Güneral bu yöntemin de doğru bir yöntem olduğu kanısında, ancak sadece
Ruslar'ın bildiği iddiasına katılmıyor. Bakın uzmanımız bu konuda neler
diyor:
-Bu iddialar doğru mudur?
-Kanser hücreleri 42 derecenin
üzerindeki ısıya dayanmaz ve ölür. Bu, ta Mısırlılar zamanından beri
bilinen ve tedavi maksadıyla uygulanan bir yöntemdir. Günümüzde bu
uygulamalar daha bilimsel yöntemlerle, lokal olarak iyi odaklanmış,
ultrason, mikro dalga ve radyo dalgalarıyla yapılır. Kanser kitlesi
42-44 C dereceye kadar ısıtılır ve böylece sağlıklı komşu dokulara
zarar vermeden tümör kitlesi tahrip edilir.
- Türkiye'de neden uygulanmıyor?
-
Bu kadar sade, böylesine etkili ve zararsız bir kanser tedavisi, ne
yazık ki, ülkemiz onkologları tarafından ya bilinmediğinden, ya da ilaç
firmalarına sadakatten kanser hastalarına ulaşamıyor. Yüksek ateş
şokunun kanseri tedavi etmesi yanında, koruyucu niteliğini de gösteren
çok parlak bir örnek verelim: Bundan 50 yıl kadar önce Orta İtalya'da
Pontine Bataklığı diye anılan ve adeta sıtma tarlası olan bir bölge
vardı. 500 kilometrekarelik bir bölgede hemen herkes sıtma geçirmekte
ve bu hastalığın sık sık nükseden yüksek ateş krizlerini yaşamaktaydı.
Fakat bu bölge yerlileri arasında hiçbir kanser olayı saptanmamıştı.
Görüldüğü gibi yüksek ateş kanseri önleyici bir etken…
1)
Gün boyu, susadıkça, evde yapılmış fazla koyu olmayan sebze çorbaları
ve taze sıkılmış sebze ve meyve suları içiniz. Bu vücudunuza gereken
vitamin, mineral ve enzimleri depolar ve ayrıca vücudu toksinlerden
temizler.
2)Ne içmede ne de pişirmede asla klorlu olabilecek su
kullanmayın. Özellikle pişirme sırasında klor yoğunluk
kazanabileceğinden daha da tehlikeli olabilir.
3) Gıdalarınızı
paslanmaz çelik ya da cam kaplarda pişirin. Az su kullanın. Düdüklü
tencere, mikro dalga fırını ve alüminyum kap kullanmayın.
4)Alkollü içki kullanmayın. Yoğun sigara dumanı olan yerlerden kaçın.
5) Rafine besinler ve muamele görmüş gıdaları kullanmayın. Yedikleriniz ne derecede doğal ve taze iseler o kadar yararlıdırlar.
6)Toksik maddelerle ilaçlanmış sebze ve meyveleri kullanmayın. Bahçeniz varsa bu ürünleri kendiniz yetiştirin.
7) Tuzu azaltın ve iyotlu tuz kullanın.
8) Patates, kuru fasulye, fındık, yeşil sebzeler gibi potasyum yönünden zengin gıdalar alın...
9) En az 8 saat uyuyun. Gündüz ara sıra dinlenin. Elinizden geldiğince hareketli olun.
10) Bitki çayları için, kekik, kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi,
11) Beyaz ekmek yerine, çavdar, yulaf, kepek ekmeği ve bulgur kullanın. Esmer pirinç de tavsiye edilir.
12) Sadece koyun sütünden yapıldığına inandığınız peynir ve yoğurtları yiyin.
13)
Taze meyve yerken, içerdiği şeker düzeyine göre elma, armut ve portakal
gibi iri meyveler günde 3-4 tane, çilek, vişne; kiraz ve ahududu gibi
meyveler 150/200 gram yenebilir.
14) Zeytinyağı kullanın.
15) Taze olarak beyaz etli derin su balıkları yiyin.
16) Kuzu eti ve ciğeri yiyin.
17) Kavrulmamış kayısı çekirdeği yiyin
18) Bol bol ısırgan otu yiyin... Tohumunu balla karıştın, kendisini börek ya da salata şeklinde yiyin.
19) Acı biber dışındaki baharatları kullanabilirsiniz.
20) Soğan ve sarımsağı da bol bol tüketin...